DENEMELER

Raver Ali: AKP’Lİ YILLARDA EMEĞİN DURUMU ÜZERİNE

On dört yıldır topluma ‘mutlu’ bir hikaye anlatılıyor. Bize ait olmayan ama inanmamız istenen bir hikaye. Ardı sıra üzerimize boca edilen istatistikler, televizyonların altından üstünden, yanından bir birini geçen rakamlar, yeşil, kırmızı renkler, milyar dolarlar, binlerce metre küp beton alanları, kilo metrelerce otobanlar vesaire…

Burjuva iktisatçıları ve sosyal bilimcileri, her gün televizyon programlarında, gazete köşelerinde, akademik kürsülerinde gerçeğin bilgisini ortaya çıkarmaktan ziyade bilinçli bir yanılsama yaratıyorlar. Efendilerin çıkarlarına uygun sonuçlar ve analizler üretmek bilimsel etik ve vicdan kaygısı gütmeyen burjuva ideologları için anlaşılır bir şeydir. Ama toplum için değildir. Bize dair ne söylüyor bu yazılıp çizilenler? Anlatılan hikaye kime dairdir? En sonunda söyleyeceğimizi şimdi söyleyelim. Anlatılan senin hikayen değil. Sana ait olan, aşağıda sana anlatılacak olandır.

Şüphesiz Türkiye’de emekçi ve geniş halk kesimlerin aleyhine olan her şey son on dört yıllık AKP iktidarı dönemiyle sınırlı değil. Bu uzun bir süreç. Fakat on dört yıllık AKP pratiği, bütün neo-liberal politikaların tereddütsüz, engelsiz uygulandığı yıllardır. Türkiye ekonomisinin ve toplumsal dokunun çözülmesine neden olan bu ekonomi politikalarına karşı toplumu bilinçlendirmek için 2000 yılında bir araya gelmiş onlarca akademisyenin kurduğu Bağımsız Sosyal Bilimciler (BSB), on altı yıldır bu alanda bir çok rapor, makale ve kitap yayınlamıştır.

Bu çalışmalardan sonuncusu, Ekim 2015 yılında Yordam Kitap’tan çıkmış olan ‘AKP’li Yıllarda Emeğin Durumu’ isimli çalışmadır. Ankara’daki 10 Ekim 2015 katliamında yitirilen emek, barış ve demokrasi şehitlerine ithaf edilmiştir. Çalışma, onlarca akademisyenin katkısıyla yüzün üzerinde tablo ve istatistikle desteklenmiş, bütünlüklü bir analize sahiptir.

Çalışma, sekiz bölümden oluşuyor. Birinci bölümde, makroekonomik verilerin uluslararası karşılaştırması yapılmıştır. Yaygın söylemin aksine, makroekonomik göstergeler, kısa vadeli sermaye akımlarının etkisiyle büyümenin hızlandığı belirli dönemler dışında Türkiye ekonomisi, en kırılgan ekonomilerin başında gelmektedir. Bu dönemde dikkat çeken noktalardan biri istihdam yaratmayan bir büyümedir.

İkinci bölümde, 2008 küresel krizi sonrası Türkiye ekonomisindeki gelişmelerin işgücü piyasaları üzerindeki etkisi ayrıntılı göstergelerle analiz edilmiştir. Çalışmada TÜİK’e ait istihdam göstergelerinin gerçeği yansıtmadığı açık bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Mayıs 2015 TÜİK verilerine göre işsizlik %17,3 olarak açıklanmıştır. Son derece muhafazakâr olan bu rakamlar bağımsız araştırmalarda daha yüksek çıkmaktadır. Zira bu bölümdeki en çarpıcı sonuç; istihdam artışı büyük oranda hizmet sektörü üzerine yığılmış ve büyüme hızının altında kalmıştır.

Çalışmanın üçüncü bölümü, en kapsamlı bölümlerden birini oluşturuyor. Bu bölümde iş kanunu, sendikalar kanunu ve toplu iş sözleşmeleri, grev ve lokavt kanunundaki gelişmeler inceleniyor. Bunun yanı sıra siyasal İslam’la neo-liberalizmin etkileşimi, işgücü piyasaları emek politikaları diğer sosyal alanlarla ilişkilendirilerek inceleniyor. Elbette burada da emekçiler için büyük bir kayıptan söz etmek gerekiyor.

Dördüncü bölümde, neo-liberal ekonomi politikalarının bölüşüm ilişkileri üzerindeki ağır etkisi ayrıntılı bir şekilde ortaya konmuştur. Bu bölümde sadece yaygın istatistikler ve modeller kullanılmamıştır. Aynı zamanda E. Shaikh ve E. Ahmet Tonak’ın geliştirdiği makroekonomik muhasebe sisteminin Türkiye’deki ilk uygulaması Y. Karahanoğlulları’na ait öznel çalışması da artı değerin bölüşümünü açıklamak için kullanılmıştır.

Bu bölümle ilgili tespitleri şöyle özetlemek mümkün;

-Kişisel bölüşüm göstergeleri olan Gini katsayısı, TÜİK tarafından bilinçli örneklemeler ve yöntemler kullanılarak düşük gösterilmiştir. Resmi istatistiklere göre Gini katsayısı 0,420 civarında seyrederken, yapılan düzeltmelerle bu katsayının 0,550 ye yükseldiği görülmüştür.

-En zenginleri kapsamayan anketlerde gelir eşitsizliğinin azaldığı ya da artmadığı yönündeki sonuçlar gerçekleri çarpıtmaktadır.

-Türkiye’de en üst % 1’lik nüfusun servet dağılımındaki payı 2000’de %38.1 iken 2014 yılında %54.3’e yükselmiştir. Aynı şekilde en üst %10’luk nüfusun payı 2000 yılında %66.7 iken 2014 yılında 77.7’ye yükselmiştir. Bu karşılaştırma net finansal servet hesaplamasında daha dramatik bir hal almaktadır.

-Hane halkı düzeyinde sınıfsal kompozisyona bakıldığında, kentli emekçi hane halkı sayısının 2000’de toplam hane nüfusu içindeki payı %49,6 iken 2011’de %57,7’ye yükselmiştir. Bu yüzde artış 3 milyonluk bir nüfusa tekabül etmektedir. Kendi içerisinde alt katmana bakıldığında da en yüksek artış mülksüz emekçilerin hane sayısındaki artıştır. Kısacası olgun neo-libaralizmin en temel sonucu hızlı emekçileşme ve mülksüzleşmedir.

Çalışmanın beşinci bölümünde özel tüketimde, kredi borçlanmasındaki yapı incelenmekte ve her iki alandaki artışa dikkat çekilmektedir. Ayrıca vergi politikaları incelenmekte bunların reel ücret üzerindeki etkileri incelenmektedir. Bu bölümde şu sonuçlar açıkça ortaya çıkmaktadır.

-Reel ücret ve verimlilik arasındaki makas 2003-2013 arasında daralmış, işçilerin katma değerden aldıkları pay aşınmıştır. Yıllık ortalama değişim oranı -%1.7 ile -%2.6 arasında seyretmiştir.

-Hane halklarının borçluluğu ve yoksulluğu artmaktadır.

-Toplumun geniş kesimlerindeki vergi yükü AKP öncesi yıllarda başlamış ve giderek bu hükümet döneminde daha da pekişmiştir. Dolaylı vergilerin 1990-99 ortalama vergi ağırlığı %53.6 iken 2003-12 yılları arasında %66.6 olmuştur. Tali bölüşüm ilişkileri anlamına gelen vergilendirme sistemi reel ücret bozulmalarını telafi etmek yerine daha da bozulmasına yol açmıştır.

Altıncı bölümde ise AKP’nin eğitim ve bilim alanındaki gelişmelere ilişkin gözlem ve değerlendirmeler yer verilmiştir. Doğaldır ki buradaki sonuçlarla diğer bölümlerdeki sonuçlar arasında bir uyum ve tamamlayıcılık ilişkisi söz konusudur.

Yedinci bölümde ise en çarpıcı değişimlerden biri olan sağlık politikaları incelenmiştir. Devletin asli görevlerinden olan parasız sağlık politikalarından nasıl vazgeçilip, bu alanın neo-liberal piyasaya terk edildiği, hem sağlık emekçilerinin hem de sağlıktan yararlanan vatandaşların durumu incelenmiştir. Aynı şekilde bebek ölüm oranları, iş kazaları OECD ülkeleriyle karşılaştırılarak analiz edilmiştir.

Sekizinci bölümde, kentleşme ve kentsel dönüşüm politikalarına ayrılmıştır. AKP’nin iddia edilen ‘başarı hikayesi’nin ana motoru olan inşaat sektörü incelenmektedir. Türkiye’de AKP döneminde en önemli servet mekanizmalarından biri olan TOKİ ve temel alt yapı yatırımlarının incelenmesi yolsuzluk politikalarının anlaşılması açısından da önemlidir.

Bağımsız Sosyal Bilimciler tarafından yayınlanan bu araştırma sadece sorunların tespitinde değil aynı zamanda alternatifin de mümkün olduğunun altını çiziyor. Alternatifini de öneriyor. 2000-2001 ekonomi krizi sonrası sermayenin Güçlü Ekonomiye Geçiş Programına karşı, toplumun geniş kesimlerini, yapısal bir dönüşümü öneren bir program yayınlanmıştır.

Muktedirler, bizi neo-liberal ekonomi politikalarının alternatifi olmadığına inandırmaya çalışıyorlar. Güçlü bir şekilde başka bir alternatif, başka bir dünya mümkündür demeli ve bunu inşa etmeliyiz.