Monday, December 18

‘Kardeş aile kampanyası’ çıldırtıyor

Kürtler devletin bir planını daha boşa çıkardı. “Kardeş Aile Kampanyası” ile başlatılan seferberlik, dayanışma, yardımlaşma yaygınlaştıkça, Kürt halkı birbirine omuz verip birliğini güçlendirdikçe devlet ahalisi çıldırıyor adeta.

Bu kampanya ilk elde küçük bir adım gibi görülebilir ama büyük bir işlev görüyor. Hem toplumsal, hem ekonomik hem de siyasal anlamda çok büyük bir değer ifade ediyor. Öncelikle askeri güçlerin talan ettiği, evlerini barklarını yakıp yıktığı halkın yine kendine dönüp devletin başka gücüne AKP ve bürokrasisinin yardımına muhtaç olacağı, kapılarında dileneceği hesaplanmaktaydı. Bunun gerçekleşmesi halinde bir köleleşme, iradesizleşme, yenilme ve yok olma yaşanacaktı. Devamında devlet bu insanların çocuklarını ellerinden alıp, kimliğinden, dilinden, varlığından soyutlayan yatılı bölge okullarında; Ensar vakfı gibi ahlaksız, pislik yuvalarında veya özel timleri, savaşın bütün garabetlerinin uygulayıcılarını yetiştirdikleri kimsesiz çocuk yuvalarına yerleştirecek dünyanın başına bela edeceklerdi. Hatta Kürtlerin çocuklarını alıp kendi halkının katillerine dönüştüreceklerdi. Bunun birçok örneğini gördük ve hala da görüyoruz. Üstelik bu tehlike hala geçmiş değil.

Hakeza Kürtler arasında kırılma yaratmanın en iyi yollarından biri de birbirine düşürmekti. Sur’da Cizire’de ve birçok bölgede halkın evlerini yıkmak, gasp etmek, ardından bir işbirlikçi güruhu yaratıp onlara peşkeş çekmek istiyorlar. Bu halk arasına fesatlık karıştırmaktır, birbirine düşürmektir, nifaktır, zülümdür.

Yetmezmiş gibi Suriyeli savaş mağduru Arapları, insani özelliklerinden arındırıp bir ticari mal gibi algılayan Davutoğlu-Erdoğan ikilisi bir yandan bunları Avrupa’ya bir tehdit olarak sunup 6 milyar Euroya kadar rüşvet istiyor, bir yandan uçuşa kapalı / tampon bölge adı altında ABD’ye karşı bir şantaj olarak kullanıp, Rojava’da Kürtlerin, demokratik güçlerin gelişimini önlemek istiyor, öte yandan Maraş’tan Şırnak’a kadar bir hatta yerleştirip Kürtleri birbirinden koparacak, kendi içinde azınlıkta kalacağı bir alana yerleştirmeyi hedefliyor. Daha da ötesi batmış ekonomisi için ucuz, kayıtsız, masrafsız iş gücü olmuş bu insanların birde gencecik kızlarını sapıklarına meze yapmakta, ikinci bir eş olarak parayla satın almakta ve adeta gururlarıyla oynamaktadırlar. Savaş mağduru bir halk üzerinden ancak bu kadar kirli ve alçakça oyunlar oynanabilir. Ama gelin görün ki, timsah gözyaşları dökmekte mültecilere para harcadıklarını söylemekte, dünyaya bambaşka bir mesaj vermektedirler.

“Kardeş Aile Kampanyası” bağlamında her aile, bir aileye maddi anlamda destek olduğu gibi aileler, birlikte hareket etmeli, evlerini, varlıklarını, mallarını korumak için dayanışma, birlikte hareket etme yolları aramalıdırlar. Örneğin Sur için avukatların öncülüğü ve davalar açması için mağdurları teşviki anlamlıdır. Bu, çete devletinin hukukundan sonuç almaktan ziyade, çetelere karşı mücadelenin bir yoludur. Bir tarzdır ve ileride uluslararası siyasette, hukukta gerçekçi ve ciddi kanıtları sunmada çok faydalı olacaktır.

Kürt kültür, sanat, eğitim, basın kurumlarının da hedef olduğu biliniyor. Gazetecilerin nöbet eylemleri bambaşka güzel bir tarz ve girişim. Ama benzer şekilde, şu an iklim şartlarının da müsait hale gelmesiyle birlikte parklarda, bahçelerde, trafiğe kapalı cadde ve sokaklarda da halk grup grup toplanıp çeşitli ve süreklilik arz eden etkinlikler düzenleyebilir. Spor etkinlikleri, Kürtçe edebiyat bağlamında şiir, roman, öykü okuma, Ehmede Xani’den Melaye Cizire’ye günümüz edebiyatçılarına değin konuşma etkinlikleri düzenlenebilir, müzik ve sanat etkinlikleri bir isyan ruhuyla düzenlenebilir, sokak tiyatroları ile halk ve sanatçılar ortak hareket edebilir. Halk kürsüleri kurulup, insanların birebir içinde oldukları sorunları dile getirmeleri sağlanabilir. Hatta TV’lerde canlı yayınlanabilir.

Bunlarında ötesinde misafirlik kültürünün yeniden canlanması önemli. Herkes evine kapanmış TV, İnternete mahkum olmuş. Oysa birden fazla ailenin karşılıklı ziyaretleri, misafir olmaları, tekrar dayanışma ve toplumsal bağları güçlendirmeye büyük bir fırsattır.

Direnmek insani değerlere sahip çıkmakla da mümkündür.