Devletin Kürtlere aidiyeti mümkün mü?

Devletin Kürtlere aidiyeti mümkün mü?

Zihinsel kodlamanın neticesi midir? Kurmay aklın badireleri atlatırken mecbur kaldığı bir realite midir? Korkunun yarattığı kürdofobik bir olgu mudur? Bilemiyorum. Ama Devlet bir türlü Kürtlerle ilişkisini anlamlı bir çerçeveye oturtamadı. Hele Kürt hareketinin yarattığı olumlu iklim, Öcalan’ın geliştirdiği projeler söz konusuyken. Ve bu fobi Anadolu’dan Mezopotamya’ya bütün düşünsel melekeleri, zihni yapıyı, çorak, verimsiz, bereketsiz bir cehenneme çevirdi.

Hiçbir fırsat değerlendirilmezken, aralıksız tekerrür eden, anlamlı bir muhakemesi yapılmayan, tek bir uygulama var. “Kürt sorununu Kürtleri bitirerek çözme.” Ama basit bir sayı değil ki, 20-25 milyonluk bir nüfus hacminden bahsediyoruz. Ayrıca bütün eğitim, asimilasyon, göçertme ve kör şiddete rağmen toplum politize oluyor, bellek oluşturuyor. Belki dilinden, kültüründen, topraklarından kopuyor ama kendi tarihsel bilincini, toplumsal dokusunun kaynaklarını ve ilişki ağını da yeniden üretiyor. Hakeza varlıkları sadece Türkiye sınırlarından ibaret değil. Sınır ötesi Kürtlerin sayısı oldukça fazla. Üstelik Devletin egemenliğindekilerle tarihsel, kültürel bağları güçlü ve gelecek tasavvurunda da birlikte olma ütopyasına sahipler.

Teknoloji Kürt hafızasına büyük değer katıyor

Bu arada teknolojinin etkisi hesaba katılırsa görülecektir ki, yok edilmek istenen Kürt dili ve Kültürü de ölümden kurtuldu. Belki asimilasyon yoluyla Kürtlerin büyük bir bölümü Türkçeyi kullanıyor ama ilk fırsatta bir eğitim sistemiyle hazır, canlı bir dil ve bütün değerleriyle hafızada yer almış bir kültür mevcut. Bunda da öncülük eden teknolojidir. Wikiferheng.org’da toplanan Kürtçe kelime sayısı 812 bin’i aştı ve şu an ki haliyle dünyada kayıtlı en büyük dokuzuncu dil ve yakın gelecekte 1 milyonu aşması beklenmektedir. Oysa aynı listede eğitim, ekonomi ve devlet dili olmasına rağmen Türkçe 21. sırada ve Kürtçe’nin çok çok gerisindedir.

Yine Kürt kültürüne dair resim, edebiyat, sanat, zanaat, giyim, kıyafet, yiyecekler, geleneksel ilişki biçimleri, coğrafya ve bunların dildeki, kültürdeki izdüşümü büyük ölçüde kitaplar, dergiler, araştırmalar, medya ve diğer teknolojik aygıtlar aracılığıyla kayıt altına alındı. Araştırmalar devam ettikçe yeni kaynaklar çıkıyor, yeni ve daha güçlü bir hafıza oluşuyor. En önemlisi de Kürtlerin politik örgütlenmesi artık yapısal bütünsel bir özellik kazanıyor. Yani bir şahıstan, bir örgütten ibaret değil. Artık kendi kendini üreten bir zihni, kültürel mekanizma var. Haliyle herhangi bir örgütün, bir kurumun veya birimin yok edilmesiyle de Kürtler ve değerlerinin bitirilmesi mevzu bahis olamaz. Aksine kendi politik felsefesini, örgütsel sürekliliğini, kurumsal yapılanmasını, bireylerden bağımsız, kolektif bilinç, akıl, sembol ve zihinsel kodlanma üretmektedir. İngilizce başta olmak üzere birçok dilde Kürtler üzerine her geçen gün daha çok bilimsel araştırma da yapılmaktadır. Başka bir dilden kanaldan Kürtler eliyle ve başka milletlerin ilişkileri ve üretimleri bağlamında bilgi akıyor Kürt akıl havzasına.

Nüfusu 500 binden ibaret olan devletlerin varlığını düşündüğümüzde, Kürtlerin de nüfustan bağımsız olarak değerleri var olmakta, büyümekte gelişmektedir. Yarın ki gün bunu kullanacak 50 milyon Kürt değil de 5 bin Kürt olsa dahi devletin 100 yıldır ısrarla sürdürdüğü politikaları tuzla buz etmektedir.

Asimilasyon bir suçtur ve demode bir yöntemdir

Ve bütün bunlara rağmen Türk Devleti aynı nakaratta ısrar ediyor. “Kürtleri bitirmek”. Asimilasyonu, zamana yayarak bilincinden, tarihinden, etnik ve toplumsal değerlerinden, kültürel dokusundan uzaklaştırıp, Türk olarak yeniden imal etmek. Tam hastalıklı bir zihniyet. Asıl felaket 100 yıl öncesinin zihin kodlarında ısrar etmek. Bugün yeryüzünde asimilasyon bir suç olarak kabul görülmektedir. Kaldı ki onun yerini alan bireyin etnik, dinsel, kültürel, dilsel bütün değerlerini kabul eden, hatta yaşamasını destekleyen ama kendi sisteminin gereklerini de öğretmeye çalışan entegrasyon sistemi de eleştirilirken, asimilasyona hoşgörü mümkün değil. Tabii Türkiye’de zihinsel özürlü siyaset empoze edildiği için hala, çoğunluğun varlığı için azınlığın feda edilmesi, diye bir prensip var ve buna göre Ermeni, Rum, Laz, Çerkez katliamlarında olduğu gibi Kürtlere de katliam ve soykırım uygulanması gerekir. Ama hiç muhakeme etmezler ki azınlık dedikleri nüfus 25 milyon insandır.

Kürtlerle savaş, iktidara yürüyüşün ödülü mü hâlâ?

Devletin zihinsel kodları ve kurmay aklının çıkmazları yanı sıra iktidarlar için de Kürt karşıtlığı her zaman ucuz kahramanlık yapma, iktidara hızlı oluşma fırsatı vermiştir. Yani kim Kürtlere karşı daha çok savaşıyorsa, iktidara daha kolay yürüyor. Ama ırkçılık Türkleri de tüketen patolojik bir hastalıktır. Bakınız siyasal İslam Osmanlı hayallerine sarıldı ve bölgeyi cehenneme çevirdi. Olmadık tavizler, entrikalar ve ilkesizlikler sahneleniyor.

Kemalistler imal ettikleri “Batılı-Beyaz Türk” imajıyla bir anda uygar olduklarını sandılar. Ortadoğu’ya Araplara, Farslara, Kürtlere tepeden bakmaya, onlara medeniyeti öğretme psikozuna girdiler Oysa Türkiye toprak kazanarak, birilerini asimile ederek, birilerine medeniyet öğreterek değil, nüfusunu iyi bir pedagojik eğitimle geliştirebilir. Her halkın kendi dilini kültürünü, tarihini öğrenmesini sağlayabilir. Özellikle dil, matematik, felsefe gibi bireyi geliştiren öğretilerin yanı sıra meslek öğretebilir. Çok iyi bir mesleğe sahip olan bir insanın işsiz kalması asla mümkün değildir. Sadece ülkesinde değil, dünyanın her tarafında iş bulması söz konusu. Olmaz ise kendi mekânında dahil iş yaratır.

Devletin güvenliği Kürtleri kabulüne bağlı

Eğer Türkiye’de dogmalardan vazgeçilirse büyük sıçramalar mümkün. Öcalan’ın çabaları ve Kürt hareketi de büyük fırsatlar sunuyor. Örneğin; tüm Türkiye’de iki dilli, hatta bazı yerlerde üç dilli eğitime geçilebilir, kreşten üniversiteye, meslek okullarına değin uygulanabilir. Kamusal alanda herkesin kendi dilini kullanması teşvik edilebilir. Bürokrasideki işlemler ve yazışmalar çok dilli yapılabilir. Bürokrasinin her alanında, kamusal hizmetlerin tümünde Kürtlerin de nüfus ağırlıklarına göre yer alması esas alınabilir. Ve bütün bunlar sadece Kürt bölgelerinde değil, tüm Türkiye’de Antalya, İzmir, İstanbul, Trabzon’da uygulanabilir.

Köye, memlekete, azgelişmiş bölgelere yatırım, teşvik ve geri dönüşü destekleme çalışmaları yürütülebilir. Bu durumda batıdaki kentlerde rahatlar.

Tarihsel olarak da bütün aidiyetleri gizlenen Kürtler, yanı sıra Anadolu’daki tüm halklara ait bilgi, kaynak ve verilerin üzerindeki ambargonun, engelin kaldırılması büyük avantajlar sağlayacaktır. Görülecektir ki, Kürtler sadece ana topraklarıyla sınırlı kalmamışlar, onlarda hareketli bir topluluk ve Anadolu’nun batısında da yönetim birimleri kurmuşlardır. Sırbistan’a, Mısır’a, Sudan’a kadar gitmiş yerleşmişlerdir.

Bütün aidiyetlerini kamusal alanda rahatlıkla ifade eden bir Kürdün İstanbul’dan ayrılması, Diyarbakır’ı başka maceraya sürüklemesi pek istenmez.

Türkiye için “Türk Devleti” ibaresi kullanıldığında egemen cepheden kimse rahatsız olmuyor. Oysa rahatsız olunması gerekir ki Kürtler öyle. Bu ülkenin Kürtlerin de devleti olabilmesi için kendilerine ait değerlerin yaşam alanı bulması gerekir.

Ve bütün yazılanlar arasında Kürt kelimesi yerine Alevi, Arap, Çerkes, Gürcü, Laz… yazın görülecektir ki mesele aynı. Talep aynı.

Editor