Kürtler mi? Kürdistan mı?

Kürtler mi? Kürdistan mı?

Kasr’ı Şirin Anlaşması’yla Osmanlı-İran arasında ilk bölünme, Lozan Anlaşması’yla Türkiye-İngiliz ve Fransız mandaları arasında Osmanlı egemenliğindeki bölgenin üçe parçalanmasıyla Kürdistan coğrafyası 4’e bölünmüştür. Ama aynı zamanda Kürtlerin zihni de her bir coğrafyaya ayrı ayrı çivilenmiştir. Toplumsal siyasal, kültürel, bilimsel, düşünsel gelişimi de bloke olmuş, egemen devletlere bağımlı hale gelmiştir.

Bu devletler klasik sömürgecilik benzeri salt ekonomik kaynakların tüketimi, emek gücünün ucuza kullanımıyla yetinmemişlerdir. Adeta toplumsal mühendislik dizaynıyla Kürtlerin demografisiyle de oynamışlardır. Araplar, Farslar, Türkler ve göçmen halkların nüfusunu Kürt topraklarına yerleştirmiş, kendi topraklarında salt çoğunluk olmasını engellemişlerdir.

Dünyadaki gelişmelerin paralelinde bu ülkeler eğer ekonomik kalkınmayı, teknolojik gelişmeyi, demokratik toplumun gelişimini destekleselerdi, Kürt coğrafyasındaki insanların da kendilerini yenilemeleri, haklarını kullanmaları mümkün olacaktı. Aksine eğitim, medya, kanunlar, bürokratik yapı ve siyasal kararlarla ağır bir baskı ve asimilasyonu devreye soktular.

Kürtlerin yaşamını dumura uğrattılar. Ekonomik ve coğrafik kaynaklarını kendi gelişimi için kullanamayan bir toplum kültürel, sanatsal ve psikolojik olarak da kaosa girdi. Derin krizi aşmak için coğrafyadan egemenleri çıkarmayı, kendi toprakları üzerinde hakimiyetini kurmayı, dilini, kültürünü, siyasi birliğini, ekonomik ve toplumsal sistemini kurmayı amaç edinen birden fazla örgütlenme, siyasi ve askeri hareket oluştu.

Toplumsal şartların yeniden tanımlanması ihtiyacı

Egemen devletlerin yanı sıra Kürt siyasi hareketleri de Kürtlerin gelişimine ket vuran, engel çıkaran Kürtleri Kürdistan’a çivileyen, sabitleyen yöntemler izlediler aslında.

Oluştukları dönemin toplumsal ve düşünsel karakteri, örgütlenme ve mücadele yapısı dünyadaki trendlerden ayrı düşünülemez. Mevcut şartların gerekleri itibariyle bağımsız devlet şiarıyla yola çıktılar. Bütün kötülüklerin, engellerin de üstesinden böyle gelineceği öngörülmekteydi. O yüzden her şeyin olağanüstü seferber edilmesi, yekvücut olup direnişe geçilmesi, onun haricindeki tüm faaliyetlerin askıya alınması uygun yol olarak görüldü.

Belki 10-20 yıllık bir zaman dilimi için bu mümkün olabilir. Fakat zaman aralığı çok uzadı. Özellikle son 200 yıl hep bu mantalite ile geçti. Sonuçta kuşakların heba olması, insanların, hayvanların savaş kurban edilmesi, coğrafyanın bombalara, askeri güçlerin savaş meydanına sahne olması, yerleşim alanlarının viran edilmesi, toplumsal dokunun parçalanması, kültürel değerlerin egemenlerin eğlencesine meze edilmesi, acının, sefaletin, yoksulluğun alışıldık bir yaşam anlayışına dönüşmesi kaçınılmaz oldu.

Fakat çok şey değişti. Tarihi anlayış, ulusallığın tanımı, siyasetin karakteri, toplumun niteliği, toplumlar arası ilişkiler, teknolojideki gelişmeler her şeyi ama her şeyi yeniden tanımlamayı gerektirmektedir.

Tahminime göre yeryüzünde 50 milyon Kürt var ve bunun yarısı ana topraklarının dışında. En az 5 milyonu Avrupa’da. Hakeza İstanbul ve Türkiye’nin batı ve güney bölgeleri, Tahran, Bağdat, Şam, Halep milyonlarca Kürdü barındırmaktadır

Artık şuna dikkat etmek zorundayız. Her nerde olursa olsun, her nasıl olursa olsun her birey bulunduğu yerde yaşamını idame etmeli, hayatı kurmalı ve geliştirmelidir. Tamamlayıcılık, bütünsellik açısından Kürtlerin bir Kürdistan ihtiyacı olabilir. Ama devam eden bir yaşamı da var. Hem bu yaşamın devamı ve istikrarı için, hem de dilediği Kürdistan için güçlü, eğitimli, donanımlı olması kaçınılmazdır. Daha da ötesi Kürtlerin devletleri olsa bile, ilişkide oldukları egemen devlete benzememeleri, onların şiddet sarmalına, ırkçı ve tekçi yapılarını taklit etmemeleri için kendi gelişimlerini çok yönlü, akılcı ve demokratik mekanizmalarla donatması ve bir tarza dönüştürmesi elzemdir.

Kürtlerin Kürdistan’dan önce varolma sorunu var. Asimile edilmiş, dilini, tarihini, kültürünü unutmuş, değerlerini geliştirememiş, yenileyememiş, siyasal toplumsal birliğini yitirmiş halinin Kürdistan kurması da mümkün değil. Ya da kurulsa bile idare etmesi, istikrarlı, demokratik ve sürdürülebilir olmasının bir ispatı yok.

Değişen dünyanın Kürtlere sunduğu fırsatlar

Üstelik Kürtlerin kendi varlıklarını korumaları, yaşam kalitelerini arttırmaları, izole eden zincirleri kırmaları için de merkezde sadece silaha, savaşa ve onun ekseninde yapılanan siyaset ve toplumsal örgütlenmeye dayanmaları yeterli değil. Görüldüğü üzere böylesi durumlarda ancak sınırlı katılım ve sınırlı destek söz konusu oluyor. Oysa sınırsız olanaklar var. Hızlı iletişim sayesinde coğrafyaya bağımlılık azalmış, yeryüzünün her noktasındaki Kürt birbiriyle ilişki kurma şansına sahip. Örneğin internet üzerinde kurulu, hiçbir devasa binaya ihtiyaç duymayan, yüzlerce eğitmeni, akademisyeni bir araya getirmeye mecbur kılmayan, ana okulundan liseye, mesleki okullara, üniversiteye değin sanal eğitim kuruluşları oluşturmak, çocuğu, genci, yaşlısıyla her yaştan insanı öğretime tabii tutmak mümkün. Üstelik anadillerinde. Mesela Tahran’da, Berlin’de, Malatya’da veya Tokyo’da bir Kürt genci gündüz oto tamircide çalışıp, akşam deneyimlerini birbiriyle paylaşabilir. Ortak noktaları, farklılıkları tespit edip, bilgide ve deneyimde zenginleşebilir. Tarlada çalışanı da çobanı da üniversitedeki öğretim görevlisi de bu ağa güç sunabilir, faydalanabilir. Üstelik tüm dünyadaki kütüphanelerden, kaynaklardan, deneyim ve tecrübelerden yararlanmak mümkün.

Bir başka alan sosyalliktir. Sanal dünya, reel dünya ile birleştirilmezse tüketir. İzole eder ve bireyi gerçek dünyadan koparır. Hem bunu önlemek hem bireyin toplumsal değerlerinin farkına varmasını sağlamak ve daha da zenginleştirmek için sosyal ilişki kaçınılmazdır. Ve çağımızın sivil toplum kuruluşları bunun için altın değerinde fırsattır. Dinamik, mobil, lokal ve reel ihtiyaçlara binaen oluşturulan bu kuruluşlar sayesinde bir toplumun kendini hem koruması hem de birlikte olduğu toplumlarla yaşama hukuku ve kültürü oluşturması mümkündür. Ekonomi kaynaklı işçiler, esnaflar, işverenler, mesleki gruplar gibi dil, kültür, sanat, bilimsel ihtiyaçtan hareket eden, ekoller, akımlar, okullar aynı ağda olmasa da birden fazla sivil örgütlenmelere gidebilir, varlıklarını pekiştirebilir.

Yaşam kalitesini arttırmak, refaha kavuşmak için kooperatif, sermayesi tabana yayılmış ortaklıklar, sınırlı katılımlı birlikler, bireysel işletmeler kurmak mümkün. Mevcut olanları basit ve sıradanlıktan kurtarmak için işletme yönetimi, takım çalışması, teknoloji ve inovasyon odaklı hale dönüştürmek mümkün. Hakeza din, felsefe, sosyal bilim, ekonomi, matematik, fizik vb konularda da yoğunlaşmak, dünyanın meselelerine ortak olmak uygarlığa hem güç katmak hem de güç almak mümkün.

Gelişmiş bir toplumun bireyleri niteliklidir, birbirlerine değer verirler. Sosyo-psikoloji veya bireysel ruh sağlığı açısından sağlıklıdır. Demokrasi kültürü, dayanışma ve paylaşımı artar. Teknik araç ve düşünsel donanım ve ekonomik güç olarak bir seviye yakalamış bir toplumun diplomatik, politik askeri gücü ve dinamizmi de olur. İyi bir felsefi, ahlaki birikim olursa düşmanı düşman olmaktan çıkarıp dosta dönüştürme hünerine de sahip olabilir.
Kürtlerin toplumsal, kültürel, siyasal, ekonomik ve teknolojik Rönesans’ının zamanı geldi geçiyor bile.

Editor