Üç kent, üç siyaset

Üç kent, üç siyaset

Ortadoğu’da iç ve dış siyaset bütün dinamikleriyle yeniden şekilleniyor. Türkiye de hem etkileyen hem de etkilenen bir ülke olarak bu sürecin bir parçasıdır. Özellikle iç siyasi hatlarda ciddi değişimler bekleniyor. Sahneye yeni siyasi güçler çıkacağı gibi, bazıları da tarihe gömülecektir. Türk ve Kürt ilişkileri de süreçten ciddi bir biçimde etkilenmektedir. Son on yıldır siyasal, sosyal, ekonomik, coğrafi ve stratejik gelişmeler her iki cephede de aksiyonları oldukça hızlandırdı. Gelinen noktada her iki taraf için de mevcut şartlar sürdürülebilir değil. Kendini yenileyebilenler bir sonraki hamlede daha iyi sonuçlar alacaklardır muhakkak.

Türkiye’de siyasetin yol haritası Anayasa değişikliğine göre yeniden şekilleniyor. Eskiden seçim sonrasında ortaya çıkan manzaraya göre pozisyon alan siyasi güçler partiler arası ilişkileri, koalisyonları, programları biçimlendiriyorlardı. Şimdi ise seçim öncesi ittifak arayışları belirleyici.

İstanbul’daki yeni CHP ne kadar yeni?

Türkiye siyasetinde şu an İstanbul, Ankara ve Diyarbakır merkezli hareketlenmeler var. İstanbul’da CHP’nin yeni yapılanması, sermaye gruplarının hareketliliği tayin edici. Neo Kemalist diye tabir edebileceğimiz bir kanat oluşuyor. Belki çok koordineli değiller ve bu ismi kullanmaktan da çekiniyorlar. Ama hareket izleri takip edilince böyle bir görüntü ortaya çıkıyor. Canan Kaftancıoğlu’nun daha çok merkezinde olduğu bu yapı Türkiye’ye yeni bir yaklaşımı esas alıyor. Hem CHP’nin hem de Türkiye’nin yeni siyasi argümanlara ihtiyacı olduğunu ve bu bağlamda demokratikleşmeyi hedef aldığı görülmektedir. HDP ve Kürt siyasi hareketleriyle de daha yakın durmaktan çekinmeyen bir yapı. Eğer güç oluşturabilirlerse birçok siyasi kesimden yeni siyasi katılımlarla hızlı gelişme olanağı var.

Fakat Kürtlere ve Kürt sorununa yaklaşımları ya kavrama eksikliğinden ya da sadece geçiş dönemi için zorunlu ihtiyaçtan kaynaklı bir dillendirmeden ibarettir. Mesela Kürt sorunu sadece bir dil kursu meselesi değil. İnsanların kendine Kürdüm demesi de değil. Türkiye’nin siyasal yapısının anayasal, bölgesel, toplumsal olarak köklü bir değişimini gerektirmektedir. Kürtlerin Türkiye siyasetinde etnik, dil, din, ideoloji bütün ruhi şekillenmeleriyle katılımının sağlanması elzemdir. Ki bu hakları ülkedeki başka etnik gruplar da kullanmak isteyecektir ve haklarıdır. Araplar, Çerkezler, Gürcüler, Azeriler, Lazlar, Arnavutlar gibi sıralayabiliriz.

Dinsel cephede de CHP’nin jakobenik, dışlayıcı, dini araçsallaştıran anlayışı terk edilmek zorundadır. Laiklik gerçek anlamıyla bir ülkedeki inançların korunma altına alınmasıdır.

Daha da ötesi sağ hükümetlerin 24 Ocak kararları ve 12 Eylül Darbesi oluşturdukları rantiyer ekonomik yapılanmanın karşısında duracak, demokratik katılımcı, değer üreten, istikrar ve istihdam yaratan, sosyal hakları esas alan bir anlayışı oturtması gerekir. Bu eksende sermaye ve emek gruplarıyla yeni bir hukuk oluşturması önem arz etmektedir.

Maalesef tartışmalar gerçek bir vizyon sağlamaktan uzak. CHP’de demokrat kanadın zayıf kalmasının ana nedenlerinden biri gelenekten kopmayı esas alamamasıdır. Kemalizme eleştirel yaklaşılmadığı ve yüzleşilmediği sürece bir yenilenme beklenemez. Bu şartlarda muhafazakâr, ırkçı, ulusçu, din düşmanı laik kesimlerin hegemonyasını kıramaz.

Ankara’daki Saray’ın değişen hesapları

Muhafazakâr cephede işler daha karışık. Erdoğan merkezli uzun erimli siyaset artık sürdürülebilir değil. Erdoğan, Türkiye tarihinde belki en güçlü lider olma şansı yakalayan tek kişidir. Uzun zaman iktidarda kaldı. İç ve dış destek, yetki ve çalışma olanakları, ekonomik ve finansal kaynaklar bakımından desteklendi. Ne ki, bunların hepsi çok cömertçe heba edildi. Sanayi ve tarıma dayalı kalkınma yerine inşaat, turizm ve ticareti esas alan ekonomi rant, çürüme, yolsuzluk ve sınıflar arası uçurumu derinleştirdi. Kürt sorunu başta olmak üzere etnik ve dinsel meselelerde, demokrasi ve serbest örgütlenme konularında sadece taktiksel yaklaşımlar, kendisine güç alanları yaratma, sorunları erteleme ve oyalamayla süreci kurtarmaya çalışırken, özünde devletin klasik reflekslerinden kurtulamadı. Türkiye’nin temel sorunlarını çözememiş, üstelik tahribatı uzun sürecek yeni ekonomik, siyasi, sosyal sorunlar yaratmıştır. Erdoğan eksenli oluşan veya geliştirilen kurumlar yani saray yönetimi, MİT, paramiliter güçler, Suriyeli Arap silahlı güçler, tarikatlar ve sermayeleri, aileler ve sermayeleri yeni yapılardır ve bunlar yapıcı olmaktan ziyade daha çok tüketici, ayrıştırıcı, sorun üretici birimlerden ibarettir.

İktidarda ısrar eden Erdoğan klasik seçim sistemiyle bir daha zafer elde edemeyeceğinin farkında. Bunun için birkaç adım izliyor. HDP ve DBP’nin tamamen etkisiz kılınması oylarının dağılması bir hedeftir. Milletvekillerinin fezlekelerle yetkilerinin alınması, belediyelere kayyım atanması, üyelerinin tutuklanması vb. ile hesaplanan HDP bir miktar oy alıp baraj altı kalır, bir miktar oyu CHP’ye geri kalanı AKP’ye gider. Böylece Kürtlerin siyasal temsilinin tüm yollarının kapanacağı düşünülmekte.

Erdoğan CHP’ye de müdahale ediyor. İç çatışmaların derinleşmesini, birden fazla parçaya bölünmesini teşvik ediyor. AKP’den ayrılanların bir değil birden fazla parti biçiminde örgütlenmesine de ses çıkarmıyor. Türkiye’deki tüm siyasal partilerin parçalı ve iç sorunlara gömülmesini, bu bağlamda halka öncülük etmekten uzak kalmasını istiyor. Hatta bir yere kadar AKP’nin bu pozisyonuna düşmesine de çok üzülmez. Oradaki zayıflamayı başka partilerle ittifak yaparak aşmak, meseleyi daha çok kişiselleştirip tek lider ve birden fazla partinin temsilcisi olarak iktidara yürümeyi sağlayacak bir plan hazırlıyor. Tipik böl yönet klasiğini esas alıyor.

Diyarbakır’daki Kürtlerin birliği gerçek mi?

Diyarbakır’da çeşitli siyasi partilerin katılımıyla oluşturulmaya çalışılan Kürt ulusal ittifakı bölgesel anlamda etkili olma potansiyeli taşıdığı gibi Türkiye siyasetindeki parçalanma, dağılma ve yeni hesaplara karşı kendi cephesini toparlama biçimi olarak da okunabilir. Sürece öncülük eden siyasi partiler klasik alışkanlıklarından, küçük hesaplardan kurtulabilir, birlik çalışmalarını kamusal alana da taşıyabilir, kültürel, sosyal, inşasını da gerçekleştirebilirlerse Türkiye siyasetinde ana aktör olma şansına sahipler. Çünkü Türkiye’de hangi siyasi akım iktidara gelmek ister ise bu güç ile iş birliği yapmak zorundadır. Ve iş birliğine yanaşabilmeleri için de Türkiye’yi değiştirecek, programlara sahip olmaları gerekir. Bütün saldırı, izolasyon ve tutuklamalara rağmen Diyarbakır merkezli siyaset direnebilirse hem kendi geleceğini kurtarır hem Türkiye’nin demokratikleşmesini sağlar hem de Kürtlerin kendi iç yapılanmaları ve siyasi talepleri için büyük bir fırsat yaratmış olur.

Editor