Monday, December 18

Raver Ali: Sona Doğru

Görünen o ki sadece 2016’ın sonuna gelmedik. Ne yazık ki ekonominin, dış politikanın ve iç barışın da sonuna doğru hızla yol alıyoruz. Tercih edilen “yıkıcı siyaset tarz” hayatın tümüne dair her alanda yıkımı derinleştirirken, ülkenin sırtına aldığı yük(ler) taşınamayacak noktaya varmıştır.

Verilere göre ülkede sanayide kullanılan elektrik tüketimi düşüyor, lojistik taşımacılık verileri düşüyor, tüketici güven endeksi düşüyor. İşsizlik artıyor, büyüme düşüyor. İç talep ve dış talep azalıyor. Ancak ülkenin resmi istatistik kurumu yeni hesaplama yöntemiyle bu tabloyu ters yüz eden sonuçlara ulaşıyor. Üstelik yukarıdaki verileri de yine kendisi ya da benzer resmi kuruluşlar yayınlamış olsun.

Bir bütünü oluşturan bileşenlerin uyumu beklenen bir şeydir. Bileşenlerden bir kısmı eksik veya uyumsuz ise söz konusu bütünün, sağlıklı işleyişinden söz etmek mümkün değildir. Ekonomi ile ilgili verilerde durum budur. OHAL şartları altında, yüksek güvenden, güvenlikli bir ortamdan bahsedilemez. Temel hak güvencelerinin yanı sıra, mülkiyet hakkının güvencede olduğunu iddia edilemez. Sürekli bombaların patladığı bir ortamda yabancı turistlerin ülkenizi ziyaret etmesi beklenemez. Otelin önünde, ziyaret ettiğiniz tarihi bir eserin içinde ya da eğlenmek için gittiğiniz bir mekanda kaygısız davranamazsınız. Çarşıda pazarda rahat alış veriş yapamazsınız. Bu şartlar altında yapılacak şey risklerin ortadan kalkmasını beklemek, planlarınızı ertelemektir.

İşte bu ertelemenin bir maliyeti vardır. Dükkanını mallarla doldurmuş bir esnafın, fabrikasında üretimi gerçekleştirmiş bir firmanın, müşterilerinin rahat etmesi ve eğlenmesi için tesisini hazırlamış bir otelin, en güzel ikramlarını hazırlamış bir mekanın yaşaması ve devamlılığı için müşterilerinin gelmesi gerekiyor. Bu ertelendiğinde hiçbir işletmeci çalışanının parasını, işyerinin kirasını, faaliyetinin girdilerini ödeyemez olur. Bu iş daha da uzarsa kapısına kilit vurur.

Türkiye’nin turistik bölgelerinde yabancıların mülk satın almaları durmuştur. Fiyatlar ciddi oranda düşmüştür. Yine yabancı turizm firmaları Cruse adı verilen büyük turistik gemileri, İstanbul başta olmak üzere bir çok limanı programlarından çıkarmışlardır. Güvenlik gerekçesiyle artık bu limanlara uğramamaktadırlar. Aynı şekilde İstanbul’a iç turist ziyaretlerinin de düştüğü ve riskli şehir algısı yaygınlaşmıştır.

Piyasada istikrar ve güven ekonominin devamı için elzemdir. Kaygılı bir ortamda yatırım yapmak, risk almak geleceğe dair projeksiyon yapmak imkansızdır. Doğal olarak krizin derinleşmesinde bu etken oldukça fazla dillendirilmekte ve iktisadi krizi daha da hızlandırmakta ve derinleştirmektedir.

Wall Street kumarbazları için önemli olan sadece fonların giriş-çıkışlarında bir sorun yaşanmaması ve mülkiyet haklarına zarar gelmemesi ise de, sermaye akışlarının istikrarı önemsedikleri en azından iki kere düşündükleri ortadır. Commerzbank, TÜİK’in verilerine güvenmediği için kendi hesaplamalarını dünya ile paylaştı. Nihayetinde bezirgan kafalı kapitalistlerin kar transferleri zarar görmediği oranda Türkiye’deki insan hakları ihlalleri, demokratik yapısı ve hükümetlerinin laik, dindar olup olmaması onları fazla ilgilendirmemektedir.

Sarayın ve hükümetinin sürdürmekte ısrarcı olduğu politikaların, ülke içerisinde ve dışarıda yıkıcı etkisi her geçen gün artmaktadır. Rojava yönetimlerine karşı Suriye’de girdiği bataklığın acı meyvelerini almaya başladı. Ülke gazeteciler, akademisyenler ve seçilmiş milletvekilleri ve belediye başkanları hapishanesine dönüşmüş durumdadır.

Demokrasi güçleri ne pahasına olursa olsun bu gidişatı durdurmak için bütün eylemlerini artırması gerekmektedir. Hızla içine sürüklendiğimiz faşist ve ırkçı uygulamaların birleşik bir mücadele ile püskürtülmesi olanaklıdır. Bir yılın daha sonuna gelirken, yeni takvim yılının direniş ve özgürlük mücadelesiyle geçen aydınlık bir yıl olmasını diliyorum.