DENEMELER

Sermayenin Mekanik Birikimi

Sermaye birikimi tanımı ve ona yaklaşım üzerinde Marksist teorinin derin bir etkisi var. Ancak bu çok da iyi bir durum değil. Çünkü nerdeyse modern dünyanın iktisadi ve toplumsal ilişkilerinin tümünü domine etmiş durumda.
Sol, liberal, muhafazakâr teoriler adeta bu konuyu artık sorgulamaz bir tabu biçiminde ele almaktadırlar.
Haliyle ekonomik çelişkilerin kaynağında hep üretim ilişkilerine bakılır, orada da emek sermaye çelişkisine değinilir, sol bakış sahipleri sömürü teorileriyle ontolojiyi kurar, liberal bakış girişim odaklı kurguyu yapar, üzerine de ihtiyaçlarına göre epistemolojik bilgi üretimine geçerler.
Sermaye kurgusu, sermayenin uluslararası ilişkileri, yerli-yabancı sermaye ilişkisi, gelişmiş azgelişmiş ülke sorunları hep bu eksende analiz edilir. Cepheleşmeler hep bu minvalde olur.
Elbet bunu doğrulayan uzun bir tarihsel süreç var. Ama bu tanım da ebedi değil ve ilgili olduğu dönemleri açıklamaktadır. Ancak yarattığı zihinsel kodlama bütün toplumsal, ekonomik ve siyasal ilişkilere derinliğine nüfuz etmiştir.
Oysa teknolojideki gelişmeler sayesinde tamamen robotlar eliyle üretim yapılabilir ya da üretim ilişkileri tamamen ortak olabilir. Yani yöneticisinden, çalışanına dek hepsi tüm üretim süreçlerini birlikte yürütebilir ve onun gelirini eşit paylaşabilir. Ama bu da çelişkiyi bitirmeyecektir.
Örneğin bazı firmaların yürüttüğü ücret ve ürün paylaşımı sistemi sayesinde bütün çalışanlar nerdeyse toplumun orta ve üst konumuna tekabül edecek olanaklara sahip olmuşlardır. Bu trendin özellikle bilişim sektöründe, ticaret ve medyada artacağı görülmektedir. Yine mal üretiminin gerçekleştiği bazı elit sektörlerin benzer girişimlerde bulunması şaşırtıcı olamayacaktır.
Ancak bütün bunlar çelişkiyi ortadan kaldırmıyor, kaldırmayacaktır da. Örneğin günümüzde daha ziyade tüketim odaklı stratejiler var. Yani bir firmanın kime ait olduğu, nerede üretim yaptığı, çalışanlarına ne verdiği çok belirleyici değil. Bu firmanın dünya çapında ne kadar tüketiciye ulaştığı, tüketiciyi ne kadar elinde tuttuğu, onun yaşamına ve ruh dünyasına ne kadar müdahale ettiği önemli. Google, Facebook, Twitter, Microsoft, Apple, Amazon, Ebay gibi firmalar artık zihin dünyamıza davranışlarımıza hükmediyor. Kullandığımız ürün ve teknolojilerine göre bilgi üretimimiz, yaşam biçimimiz, kültürel dokularımız şekilleniyor.
Maddi mal üretiminde de böyledir. Coca Cola, Mc Donalds, IKEA, Aldi, Lidl, Careffour, Benetton, Lewis, Adidas gibi birçok firmayı saymak mümkün. Ülkeler, bölgeler, toplumlar; bu firmalar ve yarattıkları atmosfere göre şekilleniyorlar. Kentler benzeşiyor, giyim-kuşam tercihleri benzeşiyor. Eğitim ve mesleki ilgi alanı benzeşiyor. Geleneksel, dinsel, toplumsal yapılar benzeşiyor. Tüm farklılıklar giderek yontuluyor.
Hal bu olunca demokrasi, özgürlük, adalet, eşitlik, inanç gibi değerlerin de içi boşalıyor, anlamını yitiriyor. Daha da ötesi bunun dışına çıkma adına gösterilen refleksler de reaksiyoner oluyor. Yani aslında ayni zihni kodların öteki tarafında olmaktan başka bir anlam ifade etmiyor. Şu firmanın mallarını boykot edelim, tüketici yasası böyle olsun, sendikal hak ve mücadele şu eksende yürüsün, ya da şu markayı yasaklayalım, şu kanunu çıkaralım demekle mekanizma değişmiyor. Daha da ötesi mekanizmanın aksayan yönleri revize edilmiş oluyor.
Bu şartlarda bütün gayretler sermayenin mekanik işleyişini güçlendiriyor.
Acaba Kürt hareketinin yerelde elde ettiği inisiyatif, Öcalan ve PKK’nin elinde bulundurduğu lokal güç ve düşünsel opsiyonlar farklı bir olanak sunabilir mi?