Monday, December 18

RAVER ALİ: PANİK KRİZİ DERİNLEŞTİRİR

Krizin gittikçe derinleşmesi hükümet tarafından açıkça dillendirilmese de attığı adımlar kaygının tavan yaptığını, paniğin arttığını gösteriyor. Döviz kurunun daha da artmasına neden olacak gülünç kampanyalar, alternatif(!) dış ticaret önerileri ortaya atılıyor.

Bir ülke parasının uluslararası döviz piyasalarında kolaylıkla alınıp satılabilmesi, uluslararası ticari işlemlerde değişim aracı olarak kullanılabilmesine konvertible (çevirilebilir) para olarak adlandırılır. Bir paranın konvertibl olması için ödemeler dengesinin denk olması, bilanço açıklarının oluşmaması, ani krizleri karşılayacak kadar büyük altın ve döviz rezervlerinin bulunması, yani güçlü bir ekonomiye sahip olması, istikrarlı bir siyasi yapıya kavuşması gerekir. Ne yazık ki Türkiye’de bunun pek mümkün olmadığına dair yeterince veri mevcut.

Ekonominin yüksek perdeden ve gürültü çıkarılarak düzeltilemeyeceğini devletin en başındaki bilmiyor olabilir. Ancak batıdaki üniversitelerde ekonomi okumuş, uluslararası kuruluşlarda çalışmış ve daha sonra bakanlıklarda yıllardır istihdam edilmek üzere getirilmiş olanların bunu bilmemesi mümkün değil. Ruh halleri gerçekten öğrenmeye değer.

Doların bozdurularak değersizleşeceğini, buradan hareketle ekonominin düzeleceğini düşünen saray ve hükümet, bir döviz bozma kampanyası başlattı. Otobüs firmasından, fırınına, berberine, çiğ köftecisine kadar yayılan tam bir maskaralık şöleni. Hem de bütçe açığı yüksek görünmesin diye özel firmalarla hazine garantili yap- işlet- devret modeliyle milyarca dolara endeksli anlaşmalar yapıp ödemelerini döviz üzerinden ödeyerek.

Bundan da ciddi(!) gibi görünen başka bir kampanya başladı. Çin, Rusya ve İran’a ticaretin ulusal paraları üzerinden yapılması teklif edildi. Çin ve İran makul karşıladı. Peki bu mümkün müdür? Çin, Rusya ve İran ile olan dış ticarette Türkiye mutlak açık vermektedir. Türkiye bu üç ülkeyle 2015 yılında 51.4 milyar dolarlık ithalat, 9.7 milyar dolarlık ihracat yapmıştır. Net ithalatçı ülke olarak 2015’de 42 milyar dolar, son üç yıl ortalaması 43 milyar dolar civarındadır.

Bu durumda Çin’e yaklaşık 23 milyar dolara denk gelen Yuan rezervi var mıdır? Yoksa bu yine dolar karşılığı mı alınacaktır? Aynı şekildi Rusya’ya 17 milyar Ruble karşılığı ve İran’a yaklaşık 10 milyar dolar Riyal karşılığı rezerv var mıdır? Konvertible olmayan bu paraların Merkez Banka’sında bu yeterlilikte olmadığını söylemeye gerek yok. Arbitraj ile alındığını varsayalım. Bu söz konusu ülkelerin paralarının değerlenmesine ve ihracatlarının düşmesine neden olur ki söz konusu ülkeler açışından kabul edilebilir değildir. Ayrıca TL kabul edecek olan bu ülkeler bunu tekrar hangi dış ticaret işleminde kullanacaktır?

Bu teklif ancak dış ticaret hadleri ilkel düzeydeki trampa ekonomisinde mümkündür. Hükümet ve ekonomi yönetimi bunu idrak etmemiş olsa da dış ticaret bir hayli mesafe kat etmiş ve karmaşık bir hale gelmiştir.

Türkiye’deki ihracatçılar açısından teklife bakalım. Bilindiği gibi dış ticaretin açık vermesinde en başat rolü hammadde ve ara girdi ithalatı oluşturmaktadır. Maliyeti büyük oranda USD ve EURO üzerinden olan ihraç mallarının, kur oynaklığı yüksek ve parası konvertible olmayan ülkelere yapılan ihracatta büyük mali riskler oluşmaktadır. Bunu hiçbir basiretli tüccar yapmayacaktır. Peki TL’nin her gün değer kaybettiği bir ortamda otel sahibi rezervasyonları Ruble üzerinden yapar mı? Ya da Antalya’lı bir tarım ihracatçısı satışı TL üzerinden yapar mı?

Sonuç olarak yukarıda bahsedilen palyatif çözümler krizin varlığını ortadan kaldırmaz. Bu ülkelerle yapılan ticaret ulusal paralar üzerinden gerçekleşse bile kısa vadede özel kesimin büyük paya sahip olduğu 200 milyar dolardan fazla dış borç ödemesi vardır. TL’nin konvertible para birimleri karşısında değersizleşmesi bir sonuçtur. Tıbbi tanımı ile semptomdur. Krizin nedenleri yapısaldır. Örneğin, dünya ekonomisindeki yeri, yapısıdır. Makul seviyelere indirilemeyen enflasyon oranıdır. Küçük tasarruf sahipleri ve firmalar her geçen gün reel değeri düşen TL’den kaçıp USD, EURO gibi para birimlerini tercih etmesidir.

Yine bu etmenler kadar önemli. Bir diğer faktör siyasal istikrar ve güvendir. Öngörülebilir, demokratik, hukukun işlediği şeffaf yönetimdir. Ama nerden baksan tutarsızlık! Nerden baksan ahmakça!