Monday, December 18

RAVER ALİ: EKONOMİK KRİZİN TOPLUMSAL İLİŞKİLERDE YIKICI ETKİSİ

yunanistan-da-ekonomik-kriz-yunanistan-ekonomik-kriz-1347477KRİZ VE SONUÇLARI

Türkiye’nin krize sürüklendiğini gösteren ciddi parametreler var. Bu noktada artık krizin olup olmadığı değil, sonuçları üzerinde durmak gerekiyor. İktisadi kriz sadece borsanın düşmesi, firmaların iflas bayrağını çekmesi, binlerce sanayi işçisinin kapı dışarı edilmesi, esnafın kapısına kilit vurması, ödenmeyen çek ve senet sayısının artması, ülke parasının USD ve EURO karşısında değer kaybetmesi değildir. Krizin ayrıca siyasal, sosyal ve toplumsal maliyeti vardır.

Kapitalist sistem içinde çevre ekonomiler olarak varlığını sürdüren ülkeler, merkez kapitalist ülkelerden gelen yapısal krizlere karşı aşılı değildir. Çevre ekonomilerin, onların risklerini bünyelerinde hissetmeleri kaçınılmazdır. Bunun yanı sıra her çevre, ekonominin kendi konjonktüründen kaynaklı sorunları, krizin zamanını, derinliğini ve sonuçlarını farklılaştırır.

Türkiye’de yapısal bir krizin, raylarının son otuz yıllık süreçte adım adım döşendiğini hatırlatmaya gerek yok. Hızla içine sürüklendiğimiz cari kriz, yılların birikimi ve yakın dönemdeki politik uygulamalar yapısal krizde belirleyici faktörler olmuştur. Özellikle politik uygulamaların etkisi derin olşmuştur ve bunlardan bazılarına dikkat çekmekte fayda var. Örneğin;

-Muhalefete yönelik anti demokratik uygulamalar,

-Suriye başta olmak üzere bütün komşularla olan gerilimli ilişkiler ve işgal girişimleri,

-Ekonomik gurupların ve medyanın ekonomik yaptırımlarla baskı altına alınması ve devlet destekli güçlü medya merkezlerinin yaratılması,

-Başkanlık sistemi dayatmaları ve buna bağlı olarak güçler arası ayrımın ortadan kaldırılmasına yönelik girişimler,

-Anayasa ve hukuk sınırları dışına çıkılarak diktatörlük yönetimini kurma girişimleri,

-Çözüm sürecinin bitirilerek, Kürt sorununun demokratik, barışçıl ve adil bir şekilde çözülmesinin bütün olanaklarının ortadan kaldırılması. Bölgede yoğun insan hakları ihlalleri ve kent merkezleri ile ilçelerinin ortadan kaldırılması,

-Cemaat ve dinci yapılanmalarla kol kola gidilen sürecin bir darbe girişimi ile sonuçlanması.

-Darbe girişiminin bahane edilerek, meclisin devre dışı bırakılması, HDP eş genel başkanlarının, milletvekillerinin ve binlerce siyasetçinin tutuklanması,

-Kürt illerindeki ve ilçelerindeki belediyelere el konulması,

-Aynı şekilde bütün muhalif tv, radyo, gazete, dergi ve internet sitelerinin kapatılması, mallarına el konulması,

-Mülkiyet hakkının ihlali, birçok varlığına el konulmasına yönelik KHK’lar.

-Yukarıda işaret edilen gelişmelerin AB ülkelerinde yarattığı kaygıdan kaynaklı tepkiler ve gerginleşen görüşmeler.

Ekonomik çöküntünün toplumun geniş emekçi kesimlerinde, küçük esnaf ve sanatkarlarda yarattığı tahribatın etkisi uzun yıllar almaktadır. Kriz sürecinde alt sınıfların vergi yükü artmakta, sosyal ve alt yapı hizmetlerinden daha az faydalanmaktadır. Kamu altyapı yatırımları büyük oranda durur. Projeler iptal edilir. Özel sektörde içten atmalar artar, sosyal ödeneklerde, ücretlerde kısıntıya gidilir. Çalışma saatleri ve şartları daha da ağırlaşır, sendikal hak arama ve çalışmaları imkansız hale gelir.

Hafta başında krizin muhtemel sonuçlarından biri yürürlüğe girdi. Otomotivde özel tüketim vergilerinin artmasından sonra, tütün ve alkol ürünlerinde de özel tüketim vergileri arttırıldı. Yıl sonunda açıklanacak bilanço zararları vergi gelirlerinin azalması anlamına gelecektir. 2017’de vergi takibi daha sıkılaştırılacak, tahsilat için daha çok bastırılacaktır. Muhtemelen vergi cezaları artacaktır.

Krizin asıl trajik sonucu sosyal dokuda meydana gelen ve telafisi uzun yılları alacak olan çöküntüdür. Sosyal ilişkilerde sadece güven ve itibar kaybı değil, aynı zamanda farklılıklara karşı bir düşmanlık hissi gelişir. Bu dönemlerinde ırkçı ve milliyetçi söylemler ve eğilimler hızla yükselir. İç ve dış ‘düşman’lar yaratılır. Merkez kapitalist ülkelerde bu iç ‘düşman’ daha çok göçmenler, azınlıklar şeklinde ortaya çıkar ve öfke oraya yönelir. Çevre ülkelerde göçmenler önemli bir nüfus teşkil etmediklerinden öfke daha ziyade etnik ve dinsel azınlıklara yönelmektedir. Suriye’li göçmenler için önümüzdeki dönem böyle bir risk artışını gözlemek mümkün.

İktisadi krizin iktidarları büyük oranda düşürdüğü bir beklentidir. Bu beklentinin gerçekleştiği dönemler de vardır ancak mutlak değildir. Boratav’ın kriz üzerine Cumhuriyet’e verdiği röportajda ifade ettiği gibi; “Krizler iktidarları otomatik olarak değiştirmez; hatta halk sınıflarının örgütsüz, zayıf olduğu, işsizliğin, sefaletin yaygınlaştığı ortamlarda baskıcı rejimleri güçlendirebilir. ‘İnsan insanın kurdu’ olabilir. Komşular rakip görülür; ihbarcılık yaygınlaşır.‘’

Toplumun geniş kesimleri ve emekçileri açısından birleşik dayanışma ve direnmekten başka bir yol görünmemektedir. Klişe bir cümle değil gerçekten zincirlerinden başka kaybedecekleri bir şey yok.